Patentin Sağladığı Hakların Sınırları

26 04 2007

    Sanayi alanındaki yenilik ve buluşlar, prodüktivitenin ve ekonomik büyümenin ana faktörlerindendir. “Buluş” kavramı, patent hukukunun temelini oluşturur. Konuya sınırlandırma getirmemek için, bu kavramın herhangi bir tanımı yapılmamıştır.
Patent sahibi belirli bir süre için buluşunu ekonomik olarak değerlendirerek menfaat elde eder. Bunun için geniş ve etkin bir koruma sistemine ihtiyaç vardır. Söz konusu sistemin kurulması halinde patent hakkı sahibi patent hakkından yararlanır.
Patent sahibi, patent tescil süresince üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak pat KHK m. 73/II de sayılanların yapılmasını önleme hakkı vardır. Ancak, patentten doğan hakların kapsamının sınırlandırılması zorunludur. Bunun sebebi, ticari olmayan ve yarar sağlayan bireysel fiiller, ilaç temini ve sınır ötesi taşıma araçları ile ilgili bazı yaklaşımların patent hakkına nazaran üstün görülmesidir. Nitekim aynı yaklaşımlar Pat KHK m. 75 hükmünde de benimsenmiş bulunmaktadır. Buna göre, patentten doğan hakların kapsamı dışında kalan fiiller şunlardır:
a)    Sınai veya ticari bir amaç taşımayan ve özel amaçla sınırlı kalan fiiller,
b)    Patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller,
c)    Sadece bir reçetenin oluşturulması için eczanelerde yapılan ilaçların seri üretim olmadan hazırlanarak kullanılması ve bu şekilde hazırlanan ilaçlara ilişkin fiiller,
d)    Patent konusu buluşun Paris Anlaşması’na dahil ülkelerin gemi veya uzay aracı veya uçak veya kara nakil araçlarının yapımında veya çalıştırılmasında veya bu araçların ihtiyaçlarının karşılanmasında, söz konusu araçların geçici veya tesadüfi olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunması şartıyla kullanılması,
e)    7.12.1944 tarihli Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşması’nın 27nci maddesinde öngörülen fiiller bir devletin hava aracı ile ilgili ise, bu araçlara bu maddenin hükümleri uygulanır.
f)    İlaçların ruhsatlandırılması ve bunun için gerekli test ve deneylerde dahil olmak üzere, ruhsat konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller.
Üstte belirtilen ve üzerinde durulması gereken sebeplerden biri, patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiillerdir (Pat KHK m. 75/6). Bunun temel nedeni, yenilikçi ve jenerik ilaçların geliştirilmesi için kullanımı teşvik etmektir.
Bu anlamda, patent konusu buluşun klinik denemelerde kullanılması patent ihlali olarak kabul edilemez. Bu görüş, “bir buluşun sömürülmesi” olarak düşünülemez. Ayrıca, sadece deneme amaçlı değil, “araştırma amaçlı fiiller” inde patentten doğan hakların kapsamı dışında bırakılması gerekir.
Türk Patent Enstitüsü tarafından hazırlanan ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca incelenen “Patent ve Faydalı Model Kanun Tasarısı Taslağının” “Patentin sağladığı hakkın sınırları” başlıklı 19ncu maddesi hem başlık hem içerik yönünden eleştiriye açıktır. Öncelikle, madde başlığını “Patent sahibinden izin alınmasını gerektirmeyen fiiller” şeklinde değiştirilmesi yerinde olacaktır. Bu maddenin (b) bendinde yazılı “patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller” yarı cümlesinin çıkarılacak (e) bendi olarak “patent konusu buluşu içeren deneme ve araştırma amaçlı fiiller” hükmünün eklenmesi uygun olacaktır.
Ulusal ilaç sanayinin geliştirilmesi için bu ilavenin yapılması önemlidir.
Konunun Avrupa patentleri yönünden de değerlendirilmesi gerekir. Avrupa patentlerinin verilmesi ile ilgili Avrupa Patent Sözleşmesinin 64 (I) madde hükmüne göre, bir Avrupa patentin verildiği üye ülkelerde patentin sahibine, o ülkede verilmiş olan bir ulusal patentin verdiği aynı hakları sağlar.
Bu anlamda, bir Avrupa patenti için de ulusal patent sahibine verilmiş olan bir ulusal patentin verdiği aynı hakları sağlar. Böylece iç hukukumuzda konu ile ilgili düzenlemenin, bir Avrupa patenti için de aynen uygulanacağı açıktır.
Tüm çabalar, patent sahibinden izin alınmasını gerektirmeyen fiiller konusunda açılacak davalarda, patent hakkı ihlali olup olmadığının açık bir şekilde tespitidir. Bu aynı zamanda Pat KHK m. 75’de öngörülen fiilleri işleyenler için güvenli bir sığınak olarak kabul edilmelidir.

 

Jur. Dr. Mevci ERGÜN (Patent Dünyası sayı 26)

 

 





DÜNYANIN EN TANINAN LOGOSUNU 35$’A YAPAR MISIN?

30 01 2007

logonike.JPG

 


Nike’ın kurucusu Phil Knight 1971 yılında firmasına ek gelir olması için -ki düşünün kendi kendine zor yeten bir firma imiş o zamanlar (Adı da o zamanlar Blue Ribbon Sports)- Portland Üniversitesi’nde muhasebe dersi vermekte iken tanıştığı grafik tasarım öğrencisi Carolyn Davidson’a, kısa bir süre sonra firması için Japonya’dan gelecek ziyaretçilerine gösterebilmek üzere kendisine bir logo üretilmesini ister. Ve Carolyn çok kısa bir sürede aralarında Nike’ın ünlü, hareketi, dinamizmi ve akıcılığı çağrıştıran, “Swoosh” adı verilen logosu da bulunan çalışmalar üretmiş.
Üniversiteden mezun olduktan sonra Carolyn Davidson Nike için ilanlar, broşürler, posterler, kataloglar tasarlamaya başlar. Fakat Nike’ın hızla büyümesi nedeniyle tek kişilik bir tasarım firmaya yetmez ve bir reklâm ajansı ile anlaşır. Böylece Carolyn Davidson’un Nike ile ilişkisi kalmaz. Fakat 1983 yılında Carolyn Davidson bir telefon alır. Phil Knight onu bir öğle yemeğine davet eder. Yemekte Carolyn’i süprizler beklemektedir. “Swoosh”lu bir elmas yüzük, bir sertifika ve açıklanmayan oranda Nike hissesi. Bu Nike tarafından anlatılan bir hikâye. Ne kadarı doğrudur bilinmez. Ama gördüğünüz gibi markanın tabanını ve sağlam tarihini bu ilginç hikâye ile desteklemek gayet mantıklı. Varsın sahte olsun hikâye. Ne fark eder ki? Bakın yine de dillerimizde. Amaç da bu değil miydi?

Yazan: Rabia SERTÇE





Patent ve Bilirkişi

9 01 2007

EHL-İ VUKUF – BİLİRKİŞİ

Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Patent sisteminin ise birbiriyle bağlı 5 halkası mevcuttur.

1) Ulusal Patent Ofisi
2) Patent Kanunu
3) İhtisas Mahkemeleri
4) Patent Vekilleri
5) Bilirkişiler.

Bu kurumların her birinin paralel gelişmesi gerekir ki patent sistemi sağlıklı bir şekilde işleyebilsin. Bu kurumlardan herhangi birinin geride kalması patent sisteminin aksamasına, dolayısıyla Türk Ekonomisine zarar verir.

Bu yazımızın konusu 5 madde olan bilirkişilik müessesesi ile ilgilidir.

Bilirkişi; kısaca “bilgisinden yararlanılan kişi” olarak tanımlanabilir. Özellikle özel bilgi ve teknik uzman yorumu gerektiren konularda, konusuna hakim kişiler olarak ortaya çıkarlar. Hukuk sistemimizde hâkimin karar vermesine yardımcı olmak için,  yazılı görüş verirler.  Bilirkişilerin konu ile ilgili raporları dikkate alınarak hâkim tarafından dava sonuçlandırılmaya çalışılır.

Bir çok davanın doğru sonuçlanması için, bilirkişinin adından da anlaşılabileceği gibi genelden özele geçiş yapmış, derin bir bilgiye sahip olması gerekir ki; adlî yanılgılar yaşanmasın. Bu sebeple mahkemeler tarafından tayin edilen bilir kişinin raporunun doğruluğu isabetli karar verilmesini sağlayacaktır. Buda hukuka olan güveni artıracaktır.

Patent haklarının Korunması ile ilgili davalarda (551 sayılı KHK) bazen tayin edilen bilirkişilerin “Patent Vekili” dâhi olmamaları hakikaten üzücü bir durumdur. Bir Patent davasında yorum yapacak, istemleri, başka bir ifadeyle kişinin neye patent aldığını neye patent almadığını yorumlayacak, ihlâlin var olup olmadığını belirleyecek kişinin, patent konusu hakkında bilgisi olmaz ise hazırlayacağı rapor ne kadar gerçeği, doğruyu yansıtabilir veya bilirkişi raporu diye sunulabilir.  Tarifname nedir, istem nedir, istem çeşitleri nelerdir, tecavüzün varlığında neler aranır, koruma kapsamını ne belirler, gibi başlıkları hayatlarında ilk kez duymuş veya duymamış kişilerin patentler konusunda sundukları görüşlerin bilirkişi rtaporu olarak yorumlandığı ve karar verildiği gözlenmektedir. Bu bilgiler uzun yıllar bu konu ile ilgili faaliyet göstermiş resmi veya özel kuruluşlarda görevli uzmanlar tarafından veya bu işlere çok meraklı olan kişiler tarafından bilinebilir. Kaldı ki bu kişiler bile bazı durumlarda zorlanabilirler.

Patent kanunları ile ilgili açılan davaların genel seyri incelendiğinde hemen hemen her  dosyada bilirkişi raporuna itirazın gerçekleştiği görülecektir. Bu durum yukarıda ortaya koyduğumuz iddiayı doğrulamaktadır. Patent konusunda bilgisi olmayan, patent kavramlarından uzak olan, sadece kendi meslek bilgisi (elektronik, makine, gıda, tekstil vb) bilgili bir uzman veya mühendisin tecavüzün tesbitinde neler arayacağını bilmemesi, konuda uzman olduğu halde yanlış rapor düzenlemesine sebep olacaktır. Hukuk boyutunda yapılacak her hata sistemin sorgulanmasına sebep olacaktır. Bir çok sanayicimiz tarafından da sorgulandığı değişik seminer ve toplantılarda izlenmektedir. Hâlâ belirli bir eğitim formasyonunu tamamlayan veya akademik kariyere sahip kişilerin patent sistemine inanmadıklarını bunun bir kapitalist düzen içerisinde insanları sömürü aracı olduğunu düşünen ve söyleyen kişiler mevcuttur. Evet, patent sistemlerinde tartışmalı olan ilaçta patent gibi konular mevcuttur, fakat burada tartışmanın olması doğaldır çünkü ilaca ulaşılamadığında insanlar ölmektedir. İlaç konusunda yaşanan tartışmaları günlük mutfakta kullanılan bir cihazla eşdeğer tutmak hata olacaktır.

Bu noktada hata yapmamak için asırlık tecrübesi olan özellikle Amerikan ve Avrupa hukuku ile bunların bilirkişilik müessesesinin detaylı bir şekilde incelenmelidir. Var ise buradaki hataların giderilerek, filtrelenen sistemin ülkemizde uygulanması sanayicinin bu sistemden olan yakınmalarını ortadan kaldıracaktır. Sisteme güvenmesini ve sistemi sahiplenmesini sağlayacaktır.

Patent davalarında düzenlenen bir bilir kişi raporunda “gözde kulakta ve telaffuzda bıraktığı izlenim” ifadesini şahsen ben kendim yakın zamanda okumuş idim. Bir patent üzerinde “gözde, kulakta ve telaffuzda bıraktığı izlenim”den neyin kasdedildiğini anlayamadım. Gerçektende patent “gözde kulakta ve telaffuzda bıraktığı izlenim” ile uzaktan yakından ilgilenmez. En basit haliyle patentin istemler kısmı incelenerek buradaki unsurların tümünün veya eşleniklerinin (benzerinin) taklit eden ürün üzerinde varlığını araştırır. Var ise tecavüzden söz edilebilir, yok ise tecavüzden söz edilemez.

İstemlere bu şekilde 551 sayılı KHK’nin tanımladığı gibi bakmamanız durumunda her zaman problemler yaşanacaktır. Ve yaşanmaktadır. Bir çok kişi sırf bu sebeple mağdur olmaktadır.

Şu anda gündemde olan “Patent ve Marka vekillerinin” denetim ve değerlendirme altına alınması için bir tasarının düzenlenmesidir. Bu tasarıda vekilin müvekkili adına  işlem yapabilmesi için avukatlık mesleğine benzer şekilde belirli bir süre (1-2 yıl) staj yapması öngörülmektedir.  Aynı durumun patent davalarındaki bilirkişilik yapacak kişilerden de istenmesi yerinde olacaktır. Veya faal olarak patent vekilliği yapan kişiler bilir kişilik yapmalıdır.

Patent kanunun çıkarılma amacı “buluş yapma faaliyetini özendirmek, buluşların sanayiye uygulanması ile teknik, ekonomik, ve sosyal ilerlemenin gerçekleşmesini sağlamaktır.”

Bir kişi veya kuruluş buluşu gerçekleştirdikten sonra bunu kamuyla paylaşması karşılığında kendisine patent, başka bir ifadeyle ticari olarak kullanım tekeli veriliyor. Bu tekel hakkını elde edebilmesi için, belirli bir sürece ihtiyaç vardır bu süreç en hızlı haliyle 2-2,5 yıl olabilmekte bazen sürecin uzunluğu 4 yıla kadar çıkabilmektedir. Bu süreç içerisinde ortaya çıkan maliyetler bir gün dahi geçirilmeden karşılanmalıdır ki patentin devamlılığı ile ilgili bir problem yaşanmasın. Tüm bu maliyet ve süreçlerden sonra hukuk aşamasında hatalı bir bilirkişi raporu düzenlenmesi durumunda patent kanunun çıkarılış amacından sapma olması doğaldır.

Aksi halde herşeyde olduğu gibi buluş sayısının yansımasında da kayıtdışılık ortaya çıkacaktır. Kişiler bir çok buluş yapacak, bu buluşlar için bir başvuru yapılmayacak kayıtlara geçmeyecek, sadece kendileri bilecek ve kendi kafalarında olan bilgi olarak onlarla birlikte yok olup gidecektir.

Amaç ekonomik, ve sosyal ilerlemenin sağlanarak insanların mutluluğu ise, bu mutluluğu patent kavramının her aşamasında (başvuru, belgelendirme, belgelendirme sonrası vs.) insanlara tattırmalıyız.

Bilirkişilik müessesesinin şu anda nasıl işlediğini bilirkişilik yapan bir kişiden dinlemeniz ülkemizin daha ne kadar çok yapacak işinin olduğunu gözler önüne serecektir.

Hakan ÖZCAN-Marka ve Patent Vekili





Tasarım Tescili

4 01 2007

Günümüzde firmaların yaratıcı çabaları onları rekabet maratonunda dereceye taşıyacak yegane varlıklarıdır. Fiyat rekabetinin giderek işlerliğini yitirmesi ve tüketici beğenilerinin standardının yükselmesi firmaları yeni katma değer arayışlarına yöneltmiştir. Yenilikçi tasarımlar yaratmak bu sürecin en rasyonel ve benimsenecek yoludur. Bu sayede yaratılan katma değer bir farklılık unsuru olarak korunabilmektedir. Tasarlamak dışında, firmaların stratejik eylemleri doğrultusunda kullanım alanlarının çerçevesini çok iyi belirlemeleri gerekmektedir. Çünkü kullanım alanı çerçevesi, yaratılan tasarımın artı değer olarak dönüşü ve etkisizleşerek yitip gitmesi arasındaki çok ince dengeyi kuran en belirleyici faktördür. Tasarlanan ürün yeni olsa bile korunmadığı sürece hemen taklit edilecek, yaratılan ürün farklı olmaktan çıkacak ve yaratıcısına artı değer katmaktan yoksun kalacaktır. Bu sebeple tasarımların mutlaka tescil ettirilerek üçüncü şahısların izinsiz kullanımına karşı korunması gerekmektedir. Koruma ancak yurt içi ve yurt dışında tasarım tescili ile sağlanabilir ve yarattığınız değer tüm getirileri ile birlikte tamamen sizin olur.
Tam koruma sağlanabilmesi için, tasarım tescili yurt içi ve yurt dışı kulvarlarda gerçekleştirmelidir. Ne yazık ki henüz bu amaca hizmet edecek, tüm dünyada geçerli ortak bir tasarım tescil sistemi bulunmamaktadır. Ancak pek çok farklı şekilde yurt dışında tasarımlar için tescil elde edilebilmektedir. Bunlardan ilki ülkesel bazda tasarım tescilidir. Yurt dışında ülkesel tasarım tescilleri, sadece tescil ettirilen ülkelerde geçerli olup, diğer ülkeler için bağlayıcı nitelikte değildir. Yani tasarım hangi ülkelerde kullanılacaksa, o ülkelerde tasarım tescili elde etmek için başvuru yapılmalıdır. Böyle bakıldığında biraz meşakkatli görünen yurt dışı tasarım tescilleri, çeşitli uluslar arası anlaşmalarla büyük ölçüde pratiklik kazanmıştır. Özellikle Topluluk Tasarım Tescil Sistemi (OHIM) ile 25 birlik ülkesinde tek bir başvuruyla aynı anda tescil elde edilebilmekte, tasarım bu ülkelerin tümünde tescil süresince korunabilmektedir. Uluslar arası alanda önemli kolaylıklar getiren bir başka anlaşma ise La Hey Anlaşmasıdır. Türkiye La Hey Anlaşmasının Cenevre metnine üye olmuş, ve anlaşma hükümleri 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren ülkemiz için de geçerli olmaya başlamıştır. Buna göre ülkemizden, Cenevre metnine üye ülkelerin içinden istenen ülkelere endüstriyel tasarım başvurusu yapılabilmektedir. La Hey kapsamındaki başvurular hem uluslar arası büroya hem de mevzuatları elverdiği ölçüde ulusal patent ofislerine yapılabilmektedir. Bu doğrultuda Türk Patent Enstitüsü La Hey müracaatlarını kabul etmektedir. Yurt dışında toplu tasarım tescil sistemleri olan Topluluk Tasarım Tescil Sistemi ve La Hey Anlaşması yurt dışında hem tescil işlemlerini basitleştirmekte hem de maliyetlerini düşürmektedir.
Türk sanayicilerin yurt dışında güvenle iş ilişkileri oluşturabilmeleri için çalışacakları ülkelerde mutlaka tasarımları için tescil almalıdırlar. Aksi halde özellikle gümrüklerde büyük sorunlarla karşılaşabilirler. Topluk Tasarım Tescili ve La Hey Sistemi yurt dışında tasarım tescili elde etmek için işlemleri son derece kolaylaştıran, pratik ve hızlı çözüm sunan, ülkesel başvurulara kıyasla düşük maliyetli ve kapsamlarının genişliğinden dolayı son derece etkili birer tasarım tescil sistemidir. Ülkemizin bu sistemlere dahil olması Türk sanayicileri için eşsiz bir fırsattır.
Türk sanayicileri sınai haklar konusunda giderek daha da bilinçlenmektedir. Özellikle yurt dışında oluşturacakları iş ilişkileri doğrultusunda tasarımlarını nasıl koruyacaklarının etüdünü olabildiğince erken yapıp tasarım koruması elde ederek yurt dışında güvenle ve korkusunca faaliyet göstermektedirler. Firmalar, Destek Patent’in neredeyse tüm hizmetlerinden yararlanmak suretiyle,  yurt içinde ve dünyada tasarımları için son derece sağlam bir koruma elde etme yolunda kararlı ve sağlam adımlarla ilerlemektedir. Bu yolda atılan her adım aynı zamanda sağlam bir yatırım olduğu için firmalar bu kadar kararlı davranmaktadır. Yurt dışında tasarımları için nasıl bir koruma istedikleri firmaların kendi stratejilerine bağlı olup, istenilen ülkelere ayrı ayrı tasarım müracaatı, tüm AB ülkelerinde toptan olarak koruma elde etmek için OHIM ya da üye ülkelerden istediklerini tercih ederek La Hey kapsamında tasarım tescil başvurusu yapılabilmektedir.
Yaratılan tasarımı başkalarıyla paylaşmak zorunda kalmamak, rakiplere bir hediye sunar gibi tasarımı teslim etmemek ve en önemlisi emeğin karşılığı alınmak isteniyorsa tasarımlar mutlaka tescil ettirilerek korunmalıdır. Tasarımınız başkalarıyla paylaşamayacağınız kadar değerliyse mutlaka tescil ile koruma altına alın.

Aylin ŞENER – Tasarım Danışmanı





ArGe ve Vergi

27 12 2006

Ar-ge ve Vergi, ortak yön olarak içerdikleri üç harf (r, g , e ) harici birbiriyle  ilgisi olmayan iki kelime. Fakat ülkemizde vergiye gösterilen ilgi ar-ge’ye gösterilen ilgiden bir hayli fazla. Vergi ile ilgili bir toplantıda iş dünyasından iştirak hat safhada olurken ar-ge konulu toplantılara katılım yeteri düzeyde olmamakta.

Bunun sebebi kişilerin daha fazla nasıl kâr ederim? sorusuna sorup, dünya ile nasıl rekabet edebilirim? sorusunu sormamaları olabilir mi? Gerçektende işletmelerde bir beyin fırtınası yapılsa ve sadece bu iki soru sorulsa kim bilir ne parlak fikirler çıkacaktır.

Ülkemizde artık ar-ge’ye vergiden daha çok odaklanılması gerekmiyor mu? Dünyanın baş belası Çin ile nasıl rekabet edebiliriz? Çin’e karşı “yerli malı yurdun malı, bunu herkes kullanmalı” sloganıyla mı mücadele vereceğiz? Yoksa birçok kişinin önerdiği şekilde Çin’e karşı çin seddine benzer Türk seddi mi örmeliyiz? Bu duvarlar ne kadar iş görecektir? Bu duvarların aşılması mümkün olmayacak mıdır? Sonra mücadele edilmesi gereken sadece Çin’mi? Hindistan tehlikesi söz konusu değil mi?

Günümüzde kullanılan bir çok mühendislik formülü özellikle 2.dünya savaşı sıralarına ait ve Almanlar tarafından bulunmuştur. Savaşı kazanabilmek için o kadar araştırma ve geliştirme yapılmış ki, bir çok mühendislik formülü o zamanlar keşfedilmiş. Temennimiz o ki Türkiye’de böyle bir gelişimi bir savaş kazanmak zorunda olacağı için vermesin.

Ar-ge, markalaşma, dış ticaret, pazar payı artırımı gibi kavramlara vergiye gösterilen ilgi gösterilmediği müddetçe değil Çin’le, Kıbrıs Rum kesimi ile bile rekabet etmek mümkün olmayacak gibi.

Burada sosyologların bazı sorulara cevap bulması gerekiyor. Türkiye’de ar-ge faaliyetlerinin yapılmaması neden ileri gelmekte? Mevcut verilerle bu soruya cevap vermek çok güç. Nedendir bilinmez ülkemiz kendini ar-ge faaliyeti yapma mecburiyetinde hissetmiyor.

Konuyla ilgili olan sivil toplum örgütleri 1-2 saatlik toplantılarla değil, çok geniş katılımlı 1-2 hafta süren, sesli düşünülen, toplantılarla beyin fırtınaları yaparak stratejik bir yol haritasının oluşturmalıdır. Bunda başı işdünyamız çekmelidir. Ar-ge faaliyetine neden bütçe, zaman, personel ayrılamadığı iş dünyası tarafından ciddi şekilde araştırılmalı, tartışılmalıdır. Bu çalışma sonrası elde edilen verilerle iş dünyamız bir takım olarak hareket etmeli toplumun bilgilendirmeli ve ar-ge için gerekli olan ihtiyaçları toplumla paylaşarak yine toplumdan istemelidir.

Hakan ÖZCAN (Patent Vekili)